Koza

Öykü Seçkisi’nde bu ay Virüs temalı öykülere “Koza” çalışmamla katıldım.

31 Mart 2020

13.531 Vaka

214 Ölüm

Baharın başlarıydı; geceleri serin havayı hesaba katmamıştı. Gene de, soğuktan şikayet etmemişti şimdiye kadar. Kolu, bacağı, göğsünün soğuk olması, üşümüş olduğunu göstermezdi ona göre.

Belki de soğuk olduğunu ona hatırlatan, cebinden çıkarmadığı zaten sıcak olan elleri değil, nefes alış verişinden çıkan duman olsa gerekti. Öyle amaçsız yürüyüşünün kim bilir kaçıncı kez fark ediyordu bunu, bilmiyordu. Belki ilk apartmandan çıkışında, belki ara sokaktan caddeye çıktığında, belki önünden geçen arabaya ya da neredeyse çarpacak gibi geçen motosiklettendir diye düşünmüş olmalıydı. Bu arada şerefsiz, ne kadar da tehlikeli geçmişti yanı başından.

Tekrar unutmadan önce sıklaştırdı adımlarını ve eve dönüşe başladı. Bir cadde, iki sokak, ara sokak derken yaklaşmıştı eve. Düşündü: “Ne kadar tenhaydı?” İyi bir mahallede yaşıyordu, insanlar akşamları aileleriyle dolaşırdı. Tamam, anladık hava sıcak değil ama kışın dahi olurdu birileri, “Salgından olsa gerek” dedi. Kuru bir öksürük bıraktı ıssız sokağa. Bırakırken de arka cebine sıkıştırdığı maskesi geldi aklına. Pek takmamıştı, markete girebilme ihtimali için taşıyordu yanında. Alerjik rinit’ten olsa gerek kuru soğukta geniz akıntısı böyle kuru öksürük yapıyordu, genelde sabahları. Ne olur olmaz yokladı vücudunu, üşütmüş gibi gelmedi.

Apartmana girdiğinde, gayriihtiyari baktı Posta kutusuna. Belki de zarfın rengi, kafasına kazıdığı sıradan posta kutuları resminde fark edilecek bir parlama yaratmıştı. Sarı, eskitilmiş gibi bir zarftı bu. Kabartı eline gelince arkasını çevirdi. Mum damlatılmıştı, belli belirsiz bir mühür görünüyordu.

Alıcı ismine baktı.

Ada Dinçkök’e gelmişti. Ada? Tanıdığı Ada yoktu apartmanda. Yanlış geldiğini düşündü öncelikle. Biraz tatsız belki ama şaka da olabilirdi.Adrese baktı, adres doğruydu. Gönderenin ismi yoktu. Sahibi başkasıdır diye düşündüğünden posta kutusunun üstüne açığa bıraktı, sahibi çıkarsa alsın diye.

Dairesine çıktı. Tek yaşamanın sıkıntılı hayatına geri döndü. Aslında derli topluydu evi, belki biraz tozlu ama düzenliydi. Mutfak, lavabo, banyo hepsi düzenliydi. Kirli çıkınca sudan geçirip hemen makineye dizerdi, belli bir yoğunluğa gelince de yıkardı.

Yemek mi? Çok iyi yapardı aslında ama sadece kendine ise yapılacak yemek, elini kaldırmazdı. Ancak bir misafiri geldiğinde döktürürdü. Ona göre; bir kişiye yemek yapılmazdı. Doğru/Yanlış düşüncesi buydu.

Kendine kallavi bir sandviç yaptı ve soğuk suyunu önüne alarak hareketli bir film buldu, “Soğuk su içmek dışardaki havayla ilgili değil, içtiğin yerdeki havayla ilgili” derdi. Film bitti, bir tane daha seyretti, vaktin geç olmasına rağmen.

01 Nisan 2020

15.679 Vaka

277 Ölüm

Geç saatte yatmasına rağmen her zamanki gibi sabah erkenden kalktı. Alerjisinden dolayı gene burnu tıkalı uyandı, kendini bildi bileli böyleydi sabahları. Bilgisayarı açıp, çalışmak için hazırlandı. Yazılımcıydı, Devlet adına çalışan bir ARGE firmasında çalışmaktaydı. Kimin tam olarak ne yaptıklarını bilmediği Hükûmet işleri yapıyorlardı. İşin tamamını yapan olmadığı için ne yaptıkları hakkında bilgi sahibi de olmuyordu. Herkes kendisine verilen kodu yazar, bunlar Müşteri (Devlet)’te birleştirilirdi. Gün gelip bir hesaplama yazdırılıyor, gün geliyor bir çeşit uzaktan kumandalı aygıtın çalışma altyapısını yazıyordu. Şimdi de zaman ile ilgili bir şey yaptıklarını biliyordu ama detayını bilmiyordu. Bu salgın hiç bir şeyi değiştirmemişti onun için. Zaten evden yazılım yapıyor, tele/video konferanslara katılıyordu. Onun işi aynen devam ediyordu.

Bilgisayarı açarken geldi zarf tekrar aklına, iş maillerine baktı; belki de şirketten biri yapmıştı bu şakayı. Oradan da bir şey çıkmadı.

İş saatinin başlamasıyla günlük rutinine girdi. Bu hız, kahvaltısını bir-iki dakikada bitirmesine, öğle yemeğini atıştırmasını ve akşamın olmasını sağlamıştı.

Arada ev alışverişi için dışarı çıkıyordu. Her gidiş gelişinde karşıladı zarf onu. Bu karşılaşmalarda başka detaylara dikkat etti. Eskitilmiş bir kâğıttı, kokusu dahi öyleydi. Üstündeki yazı elle yazılmıştı, yazıcıdan falan çıkmamış olmalıydı, biriken mürekkep tortuları duruyordu. Gece birkaç bölüm dizi seyretti. Arada öksürdü; bazılarını alerjisine bazılarını da gece dolaşmasına yordu. O geceyi düşününce motosikletliye bir daha sövdü.

02 Nisan 2020

18.135 Vaka

356 Ölüm

Sabah sekizde çalan alarmla uyandı. Fakat oldukça yorgun hissediyordu, canı yataktan kalkmayı hiç istemiyordu. Bir süre daha uyudu biraz daha iyi uyandı bu kez. Gene de laptop’ını alıp yatakta çalışmaya devam etti. Akşam atıştırmasını yapıp uyurken ertesi birkaç gün daha erken yatıp daha geç kalkmak için gerçekleştiremeyeceği kararlarını aldı.

03 Nisan 2020

20.921 Vaka

425 Ölüm

Daha yorgun uyandı. İzin alıp biraz dinlenmek ve vitamin depolamanın iyi geleceğini düşündü. İşvereni zaten dünden razıydı. Başvuru ve onay kısmı hemencecik halloldu. Bu arada, birçok yiyecek ve içecek alıp, kendi karantinasını oluşturmaya başladı. Belki salgın belki ağır bir grip, artık her ne ise yenecekti onu. Şimdiye kadar dinlenip, bol vitaminli çorbalar, portakallar yiyip iyileşmediği olmamıştı, bu kez de atlatacaktı muhakkak.

04 Nisan 2020

23.934 Vaka

501 Ölüm

Kaç gündür unuttuğu zarf geldi aklına. Eczaneden aldığı vitaminleri getirirken zarfı da aldı yanına. Evirdi, çevirdi, yatağının yanına koydu. Akşama doğru öksürmekten nefes alamaz duruma gelince huylanmadı değil. Şimdilik, “hastalık asıl gece olurmuş” mantığına bürüse de, sabahki durumuna göre daha sert tedbirler alma kararı vererek yumdu, zaten açamadığı gözlerini.

05 Nisan 2020

27.069 Vaka

574 Ölüm

Sabah, suyun altında uzun süre kalmış gibi canhıraş bir nefes alarak kan ter içinde uyandı. Hayatındaki en önemli şeymiş gibi büyük bir nezaket ve yavaşlıkla aldı zarfı eline. Sabah çapağından olsa gerek, tam netleştiremediği gözleriyle mührü tekrar inceledi. Üstündeki şekli bir şeye benzetmeye çalıştı ama yılan gibi bir sarmal vardı, ortasında bir çubuk sanki.

Sonunda mührü kırarak açtı, özellikle dünden beri çok işe yaramadığını düşündüğü eli ve gözleriyle. Kâğıdı içinden almak için gözüyle netleştirmeye çalışırken gelen ikinci nöbete daha fazla dayanamadan bayıldı.

08 Nisan 2020

38.226 Vaka

812 Ölüm

Ne zaman uyandı hatırlamıyordu. Sabah mıydı? Öğle mi? Sanki güneş evin içindeydi. Yoksa telefonunun ışığı mıydı gözünü kamaştıran?

Debelendi yatakta. Sanki tek kurtuluş çaresiymiş gibi aradı, zarfı. Ne suya baktı, ne de küflenmiş meyveye, kurtlanmaya başlayan sandviçini gördü. Yatağının yanına düşmüş zarfı görene kadar öksürme, nefes almama derken tekrar yumdu gözlerini, bir daha hiç açamayacak gibi.

15 Nisan 2020

238.542 Vaka

1.517 Ölüm

Vücudunun çoğu yerinde şişme başladı. Önce kekremsi bir koku yayıldı. Nefes almıyordu tabii ki, beyin fonksiyonları da durmuş olmalıydı.

Gece sokağa çıkma yasağı geldi.

22 Nisan 2020

782.084 Vaka

3.071 Ölüm

Vücudunu bir ıslaklık kaplamaya başladı. İşte o zaman, dairenin dış kapısına gelen biri dahi içerde bir leş var diyebilirdi. Buna tezat olarak, derisinin üstünü kaplayan sıvıyla, aromatik yağlarla yapılmış masajdan çıkmış gibi parlak görünüyordu.

Sürekli sokağa çıkma yasağı çok geç geldi ama geldi. Devlet ödemeleri erteleme kararı aldı.

29 Nisan 2020

2.032.786 Vaka

9.806 Ölüm

Islaklık, buzlu beyaza ve yavaş yavaş beyaza dönüşmüştü. Bu muhallebimsi sıvı daha da kalınlaşarak balmumu gibi kapladı tüm vücudunu.

Hasta olmayanların ayaklanması ve yağmalaması başladı.

15 Mayıs 2020

21.981.539 Vaka

23.217 Ölüm

Balmumu sertleşti, koyulaştı. Koku kesildi. Ne arayan var, ne kapıyı çalan.

19 Temmuz 2020

52.751.003 Vaka

1.072.136 Ölüm

Kapı kırılarak girildi. İçeri giren askerler evi temkinli ama hızlıca tarayarak yatak odasına vardıklarında, yatağın çevresini sarıp en son odaya girenin vereceği emirleri beklemeye başladılar.

Odaya en son giren, otuzlu yaşlarında kadın subaydı. Yataktaki kozalanmış gibi duran adamı gösterip:

“Bir tane daha bulduk, ne yapacağız biz bunları?” diye öfkeyle bağırdı.

“Efendim” dedi askerlerden biri, o sırada diğer bir askerin gözü yerdeki zarfa takıldı. Kaldırıp, üstündeki cümleyi okuyunca, hızla doğruldu:

“Komutanım”

“Ne var?” dedi hâlâ heyecanı sesinden okunan komutanın.

“Zarf” dedi ve duraksadı: “Bu da size.” Bunu duyan herkes pür dikkat kâğıda ve kozalanmış cesede bakıyordu.

Ada Komutan zarfı eline aldı, belki bininci olsa da, onun dahi çekindiği belli oluyordu. Zarfın içindeki kâğıdı çıkardı. Kâğıtta sadece bir cümle yazılıydı:

“Her kozadan Kelebek çıkmaz.”

Komutan kâğıdı yatağa fırlattı ve “Hazır olun!” diye haykırarak emir verdi. Askerler birbirlerine baktılar kısa bir süre sonrada kurma kollarını çekip ateşe hazır beklemeye başladılar.

Sonra biri dayanamayıp “ama hiç birine zarar vermeyin demiştiniz komutanım” dedi. Tabii ki komutanın tüm hışmını üstüne almayı göze alarak.

Komutan, “Bu farklı olabilir” dedi ve süngüsünü kenardan saplayarak dikkatlice kozayı açmaya başladı; küçük parçalar halinde olsa da yavaş yavaş ilerliyordu. Yaklaşık eli olduğunu tahmin ettiği yeri yeterince kazıyınca bileği meydana çıktı. Korkusuzca nabız kontrolü yaptı ama nabız yoktu.

Bundan cesaret alarak bir iki asker silahlarını kenara bırakarak yardım etmeye başladılar. Biraz daha açtıklarında –ki yüzü, eli, omuzu, göğsü ortaya çıkmıştı- daha konsantre dalmışlardı, kozayı sökmeye. Vücut, hiç örselenmemiş ve bozulmamış olarak çıkmıştı aylar sonra olsa da altından. Bir anda cansız yatan cesedin eli Ada Komutan’ın elini tuttu. O an kolu tutulan komutan hariç tüm askerler, ortaya bomba düşmüş gibi geriye attılar kendilerini.

Az önce ölü olup şimdi gözlerini açan adamın ilk dediği kelime herkese bir şok daha yaşatmıştı:

“Bu kez kaçmalıydın…”